Sporha :
Merhabalar Ali Bey , öncelikle sizi
tanımak isteriz?
AG:
Kimya Mühendisiyim,
Münih Teknik Üniversitesi Tenis
bölümünü bitirdim, daha sonra
Almanya da kulüplerde, bölgelerde ve
eyalet federasyonlarında antrenör
olarak çalıştım. Toplam 17 sene
orada kaldım sonra Türkiye’ye geri
döndüm. Avrupa ve Amerika için
geçerli en yüksek seviye antrenör
lisanslarına sahibim. Türkiye’nin en
yüksek kademe lisanslı yegane
antrenörüyüm. Türkiye Milli Takımlar
Teknik Direktörlüğü yaptım, ENKA ve
TAÇ Spor Kulüplerinin tenis
bölümlerini yeniden yapılandırdım.
Halen Ali Göreç Tenis Akademisini
yürütüyorum.
Sporha: Tenise
nasıl başladınız?
AG:
Amcam Samim Göreç
Türkiye Basketbol Milli Takım
antrenörü, babam Ertem Göreç milli
takım oyuncusuydu, ben 9 yaşında bir
basketbol meraklısıyken babam beni
TED kulübüne götürdü, İstanbul
Enternasyonal Tenis Turnuvasının,
bugünki ismi ile TED Open
turnuvasının final maçını seyrettim,
bunlar habire topu fileye takıyorlar
ben olsam takmazdım dedim, babam
öylemi haydi göster bakalım dedi , o
gündür bugündür topu fileye
takmamaya çalışıyorum (gülüşmeler)..
Sporha: Tenis
için “Sınırlarınızı öğreniyor ve
kontrol etmeyi öğreniyorsunuz” diye
bir tabiriniz var, Tenisi nasıl
tanımlarsınız?
AG:Tenis
benim için bir hayat okulu. Teniste
hem vucudunuzu,hem zihninizi, hem de
ruhunuzu geliştirecek çok sayıda
içerik var, Tenis çok uzun süre
oynanabiliyor olduğu için
konsantrasyon , duygu kontrolü gibi
becerileriniz üzerinde uzunca yıllar
çalışabiliyorsunuz.
"ÖLECEĞİM GÜNE
KADAR TENİS OYNAMAK İSTİYORUM"
Ben şu anda 51
yaşındayım, 40 senedir tenis
oynuyor, 33 senedir antrenörlük
yapıyorum ve öleceğim güne kadar
inşallah Tenis oynamak istiyorum. 80
yaşında uluslararası çapta turnuva
tenisi oynayan binlerce, milyonlarca
insan var. Tenis derya gibi bir
spor, tekniğin, kondisyonun üst
seviye olması gerekir, fakat en
önemlisi, zihinsel tarafı.
Bireyselliği ve dahiyane skor
sistemi sebebiyle, insan üzerinde
büyük stres yaratan bir spor. Bu
streslere karşı becerileriniz
geliştikçe, insani değerleriniz de
gelişiyor. Sözün özü, kişisel
gelişim açısından son dörece özel
bir spor..
Sporha: Şöyle
listeme bakıyorum, bugüne kadar
yurtiçi ve dışından pek çok ünlü
isime hocalık yaptınız, bunlardan
birisi de Dünya da ilk 20 ye girmiş,
gençler Wimbledon şampiyonu Barbara
Rittner..
AG:
Rittner şu anda
Almanya FED CUP takım kaptanı.
Sporha: Evet,
son günlerde şöyle bir tartışma var;
Türkiye de oyuncular belli bir
seviyeye kadar geliyorlar ama ondan
sonra onları üst seviyeye taşıyacak
hoca bulunmuyor deniyor, siz Rittner
gibi üst seviye oyuncularla da
çalışmış bir antrenör olarak bu
konuda neler söylemek istersiniz?
AG:
Dünyada herhangi bir
antrenörün çok yetenekli bir çocuğu
alıpta, sıfırdan dünya nın tepesine
çıkarması çok seyrek rastlanan bir
olgu. Normalde bir oyuncunun
becerilerine değişik dönemlerde
değişik hocalar katkıda
bulunuyorlar. Şimdilerde Türkiye’de,
yetenekli gençlerimizden birini alıp
ta ilk 100 ‘e sokacak bir antrenörün
olmadığı tartışılıyor.
"ANTRENÖRDE
OYUNCULARLA BİRLİKTE GELİŞECEK"
Hakikaten
halihazırda hem oyunculuk eğitimi,
hem oyunculuk deneyimi, hem
antrenörlük eğitimi, hem de
antrenörlük deneyimi açısından
değerlendirildiğinde, Türkiye’de bu
seviyede çok antrenörümüz yok.
Bununla birlikte, dünyanın ilk
100’ünü gerçekten hedefleyen
oyuncumuz da henüz çok az. Yani
oyuncularımız gelişirken
antrenörlerimiz de gelişecek..
Tartışmalarımızı ‘antrenörlerimiz
vardır, yada yoktur’ şeklinden,
‘oyuncularımız gelişirken ,
antrenörlerimiz de nasıl gelişir’e
çevirmemiz çok daha sağlıklı olur.
Sporha:Geçen
sene Eylül ayında 1 senelik yoğun
bir çalışmadan sonra Çağla
Büyükakçay ile yollarınız ayrıldı.
2004 Nisan ayında bir gazetemizde
sizinle ilgili çıkan yazıda; Çağla
ile 5 yıllık bir plan yaptığınızı ve
hedef olarak Çağla ile ilk sene
sonunda 700 lere, 5 sene sonunda da
ilk 150 ‘ye inmek istediğinizi
belirtmiştiniz, nitekim ilk sene
sonunda da bu hedefinize ulaşmışken
neden yollarınız ayrıldı ?
AG:
Bir ekip
oluşturduğunuz zaman ekibin ana
şahsiyeti oyuncu oluyor ve her şey
oyuncunun etrafında kenetleniyor.
Çağla, bir dizi yüksek beceri
potansiyeline sahip, fakat fiziksel
ve teknik açıdan temel gelişimi
henüz tamamlanmamış ve gençler
kategorisinde dahi, uluslararası
turnuva deneyimi yok denecek kadar
az olan bir oyuncu idi, yani Çağla
ulusal tenis platformundan direk
olarak profesyonel tenise adım
atıyordu. İşe başlarken, öncelikle
oyuncu ve antrenör olarak birlikte
oturup hedef birliği oluşturduk.
Daha sonra ben, Çağla ya özel
olarak, bir yandan temel eksiklerini
giderirken, diğer yandan turnuvalar
için form tutturacak, bir senenin
performans hedeflerine ulaşırken bir
sonraki senenin altyapısını
oluşturacak ve her yılın performans
hedefleri ile bütçelerini somut
olarak içeren, 5 yıllık bir plan
oluşturdum. Bu planlarla ilgili
olarak Çağla’nın sponsoru SOYAK’la
mutabakata vardık ve onay aldık,
ailesi ve kulübü ENKA’nın da desteği
ile çalışmalara başladık. Birlikte
geçirdiğimiz 52 haftanın 23
haftasında Çağla turnuva oynadı, 24
hafta kamptaydı, 1 hafta sakatlık
yaşadı ve 4 hafta dinlendi.
Gördüğünüz bu yoğun ve yorucu
programın yanısıra Çağla, birinci
profesyonellik yılı ile ilgili
olarak, alıştığı hayat tarzına ters
düşen bir dizi ek zorluklar da
yaşadı, ailesi ve arkadaşlarından
uzak kaldı, kulüp içindeki sosyal
ortamının dışına çıktı ve
turnuvalarda devamlı olarak
rekabetçi bir mücadele içinde idi,
etrafında sürekli olarak 30-60 kadar
cengaver vardı, herkes herkese karşı
idi. Çok zor ve yıpratıcı bu ortama
ilk yıl hakikaten çok iyi bir uyum
sağladı. 20-25 hafta İstanbul
dışındayken o kadar değişik
problemlerle karşılaşıyorsunuz ki,
birbirinizi motive edemiyor olsanız
huzursuzluklar çıkmaya başlar. 1 yıl
boyunca, ikimizde tarzlarımızdan
biraz ödün vererek, oldukça verimli
bir şekilde çalıştık ve oldukça az
huzursuzluk yaşadık.. Aramızdaki yaş
farkını da gözönüne aldığımda,
Çağla’nın bu dönem içindeki
sağduyulu davranışlarına ve
marifetlerine çok saygı duyuyorum.
Birinci yıl sonunda dünya
klasmanında ilk 700’ü hedeflemiştik
670’e indik ve sponsorumuza karşı
idari ve maddi tüm
sorumluluklarımızı yerine getirdik.
"TARZLARIMIZ
FARKLI"
Birlikteliğimizin
birinci yılını noktalayan Yunanistan
turnuvasından sonra aramızda, geçmiş
bir yılı karşılıklı bakış açılarıyla
değerlendirdiğimiz bir toplantı
yaptık. Ben, bu dönem ile ilgili
olarak kendisinden genelde memnun
olduğumu, fakat önümüzdeki yılların
hedeflerine ulaşabilmek için
antrenman yoğunluğunu epey
arttırmamız gerekeceğini ve bu
noktada kendisinin göstermiş olduğu
dirençleri nasıl aşabileceğimiz
konusunda çözüm üretmemiz
gerektiğini söyledim. Çağla da,
kendi performan potansiyelini en iyi
şekilde gerçekleştirebilmek için,
daha değişik antrenman tarzlarına,
değişik antrenman yoğunluklarına ve
koçuyla değişik iletişim biçimine
gerek duyduğunu düşündüğünü belirtti
ve bu noktada ikimiz açısından
bakıldığında, farklı perspektiflerin
oluşmuş olduğunu gördük. Ben
hedefler büyüdükçe daha disiplinli
ve daha azimli çalışılması
gerektiğine inanan bir hocayım,
yurtiçi ve yurtdışında değişik
seviyelerdeki oyuncularla edindiğim
deneyimim sonucu, hangi şartlarda
neler yapıldığında nerelere
varılacağını görebildiğime
inanıyorum. Benim açımdan baktığınız
zaman, Çağla’nın önümüzdeki dönem
hedefleri doğrultusunda,
önceliklerini daha iyi belirlemesi,
daha fazla emek vermesi ve sabırlı
olması gerektiği gerçeği vardı.
Çağla’da, 17 yaşında, tamamıyla
özerk ve ne istediğini bilen bir
genç kız olarak, bu dönem içerisinde
gördüklerini, yaşadıklarını ve
hissettiklerini değerlendirmiş,
inandığı, güvendiği insanlara
danışmış, mukayese etmişti ve
yaptıklarımızın kendisine
uygunluğunu sorguluyordu.
Bu durumda, Çağla’ya inanan ve
destek olmak isteyen bir büyüğü
olarak arzu ettiği ortamın
yaratılabilmesi için gerekli her
türlü katkıyı yaptığımı düşünüyorum
ve o şimdi yeni koçu Alaaddin ile
yoluna devam ediyor. İlerki
yıllarda, kendisine belli oranlarda
katkıda bulunmuş olmamın mutluluğu
ile, Çağla’nın çok daha büyük
başarılarına şahit olacağımı
biliyorum.
Sporha: Bu
noktada bu seviyede hedefleri olan
bir sporcunun ailesi herhangi bir
şekilde sürece katılıyor mu?
Yurtdışında yetenekli isimlere
baktığımızda , gerçekten aileler
imkanlar bulup çocuğa yön
veriyorlar, Türkiye de durum nasıl?
AG:
Aile profesyonellik
sürecine direk olarak katılmıyor,
fakat dolaylı olarak çok büyük
özverilerde bulunuyor, risk ve
sorumluluk taşıyor. Mesela,
Büyükakçay’lar Adana’da yaşayan bir
aile, anne Seçil, Çağla’nın tenisi
uğruna kendisini ve kızkardeşini
alıyor, Adana’dan İstanbul gibi
risklerle dolu bir şehre geliyor ,
burada hayat kuruyorlar, okulunu
evini vs. ayarlıyor, tabi burada
kulübü ENKA’nın desteği de büyük,
ama yinede çok zor işler bunlar.
Profesyonellik projelerinin aile
desteği olmadan yürümesi mümkün
değil.
Sporha: Şu anda
üç sporcumuz Profesyonel
kariyerlerine devam ediyorlar, Çağla
sizden ayrıldıktan sonra Alaaddin
Karagöz ile devam ediyor ve şu anda
İsrail ‘de tunuva oynuyor, acaba
yöntem doğru mu , rakiplerimizden
nerede eksik kalıyoruz, İstanbul Cup
da önceki sene Pemra ile çift
oynayan Rus Chakvetadze daha sonra
inanılmaz bir sıçrama yaptı ve şu
anda dünyada 11. sırada , üst seviye
bir tenisci oldu, Pemra şu anda ilk
400 e girdi, biz neden bu sıçramayı
yapamıyoruz?
AG:
Bizim henüz bu
sıçramayı yapamayışımızın iki farklı
nedeni var. Birincisi, oyuncuların
altyapı durumu. Yani her tenisçi
yüksek performans tenisine, teknik,
taktik, kondisyon ve zihinsel
yönlerden edindiği belli bir
altyapıyla adım atıyor ve o altyapı,
profesyonel gelişim için çok uygun,
az uygun, yada uygunsuz olabiliyor.
Bu açıdan baktığımızda Chakvetadze
buraya geldiğinde, Pemra ile aynı
seviyede oynuyorlardı ama değişik
altyapıları vardı. Yani, bir
altyapının üzerine hemen bina inşa
edebilirsiniz, diğerinin üzerine
bina inşa etmeden temelini
güçlendirmeniz gerekir. Pemra da,
Erhan’la birlikte bu altyapıyı
güçlendirip üzerine kapsamlı bir
bina inşa etme savaşı veriyor.
"HAVUZA
ATLADIK"
İkinci onemli
sebep ise, geçmişte bizim
oyuncularımız profesyonel tenise
adım atamıyorlardı. Yani yüzme
tabiriyle, yarışlar havuzda
yapılırken biz banyo küvetinde kulaç
atıyorduk, Dünya Tenisinde havuz
demek, profesyonel turnuvalar demek
oluyor. Eğer bir oyuncu senede 20-25
tane uluslararası profosyonel
turnuva oynayamıyorsa, zaten o
oyuncunun diğer profesyonellerle
mukayese edilmesi yanlış kaçıyor.
Türkiye’de son iki – üç yıldaki en
büyük değişiklik, üç oyuncumuzun
düzenli olarak profesyonel
turnuvalar oynuyor olmaları. Şu anda
Pemra’nın dünyada 300’ler, İpek’in
500’ler, Çağla’nın 600’ler civarında
olmaları, İpek’in çiftlerde daha
önce ilk 80‘e girmiş olması, görece
olarak azımsanmayacak bir durum.
Bizim için bunlar çok önemli
oyuncular ve herbiri Türkiye için
çok önemli projeler, çünkü emsal
oluşturuyorlar. Bu oyuncuları
dikkatle takip eden bir sürü oyuncu,
bir sürü oyuncu ailesi ve bir sürü
potansiyel sponsor var. Önceki
dönemlerde, onların damarlarında kan
yerine titanyum akıyormuş gibi,
tenis profesyonelliğinin yabancılara
özgü bir olgu olduğu inancını
güdenler, şimdi bu oyunculara
bakarak, “onlar yapabiliyorsa, biz
neden yapamayalım” ruh haline
giriyorlar. Bu grupların arasında en
önemlisi aileler, çünki esas karar
mekanizması onların ellerinde ve
onlar hayatlarının en değerli
varlıklarını, büyük belirsizlik
ortamlarının içine atmak
istemiyorlar. Artık onların bakış
açısı değişiyor.
Sporha: Peki
aşağıdan Chakvetadze gibi donanımlı
yeni yeteneklerimiz geliyor mu?
AG:Var
tabii, İstanbul da da var, Anadolu
da da var. Burada önemli öğe, bu
yetenekleri düzgün eğitecek ve
motive edecek olan, demin de
değindiğimiz antrenörler. Adana’ya
bir antrenör geçti, İzmir’e düzgün
bir antrenör geçti ve buradan bir
dizi iyi oyuncular yetişmeye
başladı. Bunlar, potansiyeli yüksek
ve ileride profosyonel oyuncu
çalıştırabilecek Türk antrenörler.
Şu anda tam mesai antrenörlük yapan
25-30 tane antrenör var Türkiye’de
ve bunların tümü, pırıl pırıl
gencecik insanlar. Yakında piyasaya
çıkacak ve üst düzey oyuncu
yetiştirecekler. En üst düzey
eğitimli Türk antrenörü olarak, 15
yıl önce Türkiye’ye geri döndüğümde,
kulüp ve federasyon çalışmalarında
inanarak güttüğüm strateji, önce
antrenörleri motive etmek ve eğitmek
idi. Bazı insanlar bana, neden daha
fazla iyi oyuncu yetiştirmediğimi
soruyorlar, ama bir antrenör
yetiştirdiğiniz zaman 30-40 tane
oyuncu yetiştirmiş oluyorsunuz ve
antrenör yetiştirmeden oyuncu
yetiştirmenin anlamı yok.
Sporha:
Çağla’dan sonra bir projeniz var mı?
AG:
Evet tabiî ki. 10, 12
ve 14 yaş grubundan toplam 6 çocukla
çalışıyorum. Yakında onların
zamanları gelecek, uluslararası
gençler kariyeri ve profesyonel
kariyer oluşturacaklar. Oyuncuları,
her kademede altyapılarını
oluşturarak sabırlı bir şekilde
yetiştirmek gerekiyor.
Bu oyuncuların sürekli olarak hem
oyun seviyelerini, hem de klasman
durumlarını göz önüne almak
gerekiyor. Bir oyuncu ile zamanından
önce klasmanları zorlayarak, onları
yüksek klasmanlara ulaştırmanın
yolları da var. Nasıl oluyor
derseniz, düzgün bir sponsorunuz
varsa, oyuncunuzu ağırlıklı olarak,
güçlü fakat az imkanlı oyuncuların
gitmeye cesaret edemediği yerlerdeki
turnuvalarda oynatabilir,
seviyesinin üzerinde puan
toplatabilir ve klasmanda üst
sıralara çıkartabilirsiniz.
Afrika’da, Uzak Doğuda mesafeler
uzak, ulaşım giderleri çok yüksek.
Kısa vadede yararlı gibi görünen,
fakat uzun vadede çok zararlı bu
uygulamaların geçmişte örnekleri çok
oldu. Dünya klasmanları yalnızca son
52 hafta içinde alınan puanlarla
oluşturulduklarından, her bir
haftanın sonunda, 52 hafta evvelki
haftanın puanları klasmandan
siliniyor, yani o puanların korunma
zorunluluğu var.
Eğer oyuncunuzun oyun seviyesi,
ulaştığı yeni klasman düzeyine uygun
olarak gelişmemiş ise, klasmanı
asansör gibi aşağı iniyor. Bu
durumlarda bir yandan oyuncunun
özgüveni, diğer yandan da genelde
klasmanlara bağlı sponsorluk
ilişkileri sarsılıyor. Fakat
oyuncunuzun altyapısı yeteri kadar
oluşmuş ve bu turnuvaları dengeli
sayıda seçmişseniz, çok akılcı da
olabiliyor. Yani, oyuncu için
antrenman kalitesi kadar turnuva
seçimi de çok önemli , oyuncu ne çok
fazla kazanarak şımarmalı, nede çok
fazla kaybederek kendine güveni yok
olmalı...
Sporha: Bu
seçimleri kim yapıyor?
AG:
Antrenörler yapıyor,
seçimlerin de mümkün olduğunca ucu
açık tutuluyor. Turnuva müracaat
sistemleri oldukça komplike,
turnuvalara belli tarihlerde
müracaat etmek ve belli bir tarihde
çekilmek zorundasınız,
çekilmediğiniz zaman para cezası
veya yaptırımlar olabiliyor. Aynı
hafta için değişik turnuvalara
müracaat ediliyor ve oyuncu katılım
listelerinde ulaşılan sıralamalara
göre turnuva seçiyorsunuz. Bazen ana
tablo oynaması veya seri başı
olmasına göre seçim yapıyorsunuz,
bazen de daha yüksek para ödüllü bir
turnuvanın elemesini tercih
edebiliyorsunuz.
Sporha:
Okullara gelirsek Okulların tenis
için anlamı ne olabilir, geçen hafta
İstanbul Liseler Türkiye
şampiyonasında hakem yoktu, sayı
sayılmıyordu. Hakikaten üzüldüm, bu
durumu size sormak istedim?
AG:Haklısınız,
gönül istiyor ki resmi kurumlar bu
işlere çok daha fazla önem
versinler, fakat, Türkiye gibi orta
gelişmiş devletlerin spor dallarına
ilgisi, o spor dalında alınmış olan
başarılar ve o spora olan taleple
orantılı oluyor, yani ilginin
derecesi, devletin ileriye yönelik
planları çerçevesinde değil,
toplumun bugüne kadarki spor kültürü
ile sınırlı bir durumu yansıtıyor.
Sosyo-ekonomik açıdan baktığımızda,
Türkiye’de halen toplumun büyük bir
kısmı ekonomik olarak günü
kurtarmaya çalışıyor. Sporun
fiziksel ve zihinsel yararından çok,
ekonomik yararları ön planda
tutuluyor, ailelerin çocuklarını
öncelikli olarak Futbola yönlendirme
sebebi de bu, başarılı olursa hem
kendisi kazanır hem bizi besler diye
düşünüyorlar. Yavaş yavaş, ağırlıklı
olarak bürolarda çalışanlardan
başlayarak büyük şehirlerdeki
insanlarımız fiziksel aktivitenin
önemini daha çok anlıyorlar.
Hareketsizlik; yüksek kolesterol,
yüksek tansiyon , aşırı kilo, damar
sertliği gibi modern hastalıkların
bir numaralı nedeni. Bunların hepsi,
zihinsel ağırlıklı işlerden ve
fiziksel aktivite eksikliğinden
kaynaklanan şeyler. Ülkemizde spor
kültürü, bu saydığımız sebeplerden
dolayı, artık futbol dışındaki spor
dallarını da kapsamaya başlıyor.
Tenise özel duruma bakarsak, bu
sporun çok uzun yaşlara kadar
yapılabiliyor olması, günlük iş
hayatına çok kolaylıkla adapte
edilebiliyor olması, sosyal ve
eğlence yönünün de ağırlıkta
olabilmesi ve aktivite yoğunluğunun
dilendiği gibi ayarlanabiliyor
olması, günümüz insanının tüm
ihtiyaçlarına öncelikli olarak cevap
verebilen özellikler olarak ön plana
çıkıyor. Bunların yanısıra,
televizyonda da çok keyifle
izlenebiliyor olması, tenisi modern
zamanların bir numaralı sporu haline
getirdi. Ebeveynler de gittikçe
artan oranda çocuklarını bu sporun
faydalarından yararlandırmak
istiyorlar. Bu şekilde tenis
kültürümüz de hızla gelişiyor.
TENİS’TE ÜST
SEVİYE SPORCULAR ÇIKARABİLİRİZ
Bir de, Teniste
oyuncuların ve ülkelerinin başarılı
olması için resmi kurumların mutlak
desteği gerekmiyor. Mesela Futbol ,
Voleybol , Basketbol gibi sporlara
baktığınızda, Devletin icazeti
olmadan hiç birşey yapamazsınız,
herhangi bir uluslararası turnuvaya
katılabilmeniz için Federasyonların
onayı gerekir, fakat Teniste bu yok
, profesyonel tenis ve dünya
çapındaki turnuva sistemi o kadar
iyi kurgulanmış ki, iyi bir oyuncu,
iyi bir teknik destek ekibi ve
sponsor bir araya geldiğinde dünyayı
fethedebilirsiniz. Bunla ilgili
olarak Kıbrıs Rum Kesimi’nden Marcos
Baghdatis örneğini verebiliriz. Bir
avuç insanın tenis oynadığı bu
ülkeden çıkan bu tenisçi, ülkesini
dünya gündeminin ön planına çıkardı.
Başka bir örnek Şili. Bundan on beş
sene kadar önce, yıllarca allak
bullak olmuş, gelir seviyesi
yerlerde, federasyonunu mafyanın
yönettiği bir ülke durumundayken,
Marcelo Rios diye bir oyuncu çıktı ,
dünyanın 1 numarası oldu ve
ülkesine, resmi turizm ve tanıtım
giderlerinin on misli kadar tanıtım
yaptı. Bütün bunlar gözönüne
alındığında, Türkiye’de genel spor
kültürünün gelişmesi zaman alacak
ama Teniste önümüzdeki on sene
içinde Türkiye nin tanıtımını bugüne
kadar yapılandan daha fazla
tanıtacak birini çıkarabiliriz
inancındayım.
Sporha:
Federasyon ile bir göreviniz var mı?
AG:
Fiili bir görevim
yok. Yalnızca federasyon başkanı,
teknik ve eğitim konularında
danıştığında fikirlerimi söylüyorum
Sporha:
İstanbul Cup ile ilgili
düşüncelerinizi merak ediyoruz, üst
seviye oyuncumuz yok ama
turnuvalarımız var, bir de 2006 da
Pemra ya Wild Card verilmemesini
nasıl değerlendiriyorusunuz?
AG:
İstanbul Cup son
derece değerli bir oluşum. Bu
turnuvanın değerini hakikaten
anlayabilmek için, önce TED Open’i
konuşmamız gerekiyor diye
düşünüyorum. Size kendimden canlı
bir örnek vermem gerekirse, benim
gibi bir insanın 40 senedir bu işin
içinde olmasının en öncelikli sebebi
TED Open’dır. Benim tenise
başladığım 60’lı yılların
sonlarında, TED Open’ın halihazırda
10 yıllık bir geçmişi vardı. O
zamanlarda da, o seviyedeki bir
turnuvada başarıyla oynayacak
oyuncularımız mevcut değildi, ama
biz gençler wild card larla
turnuvaya giriyor, o dönemin en iyi
oyuncularıyla oynuyor, antrenman
yapabiliyorduk. 1971 ve 72
senelerinde iki sene arka arkaya TED
Open’a dünyanın bir numarası Illie
Nastase geldi. Düşünün ki, bu
şimdilerde Federer’in İstanbul’da
oynaması ile eşdeğer bir durum. Bu
oyuncuların müthiş bir auraları ve
etki alanları var, yakınlarına
gittiğinizde titremeye benzer
etkileşimler alıyorsunuz. Benim
gibi, günün tamamını tenise vakfeden
15-20 kadar genç arkadışımın da bu
etkileşimi almış olduğunu
düşünüyorum. Bu etkileşimler
sebebiyledir ki, ben yıllar sonra,
kimya eğitimimin ardından babamla
önemli bir konuşma yapacaktım.
“Kimya mı-tenis mi” sorusuna cevap
ararken babamın da öğütleriyle,
hayatta en sevdiğim işe yönelecek,
fakat o konuda da mümkün olan en üst
seviyede eğitim almayı ihmal
etmeyecektim. Ve işte hala tenisin
taa içindeyim ve mutluyum. Buradan
anlaşılacağı gibi, TED Open bizim
neslimizi en fazla etkileyen oluşum
idi, aradan 50’yi aşkın yıl geçti ve
TED Open hala bugünki neslimizi
büyülemeye devam ediyor. Bu açıdan
baktığımızda İstanbul Cup ta,
günümüz bayan oyuncularını büyük
ölçüde büyüleyen çok önemli bir
turnuva. Bu işlevinin yanısıra tenis
için, devletin yüksek bürokratik
kesimlerinin ve özel sektörde büyük
sponsor gruplarının destek ve
kaynaklarını devreye sokuyor,
böylelikle geniş kapsamlı bir tenis
tesisi kurulacak ve bir tenis
akademisi çatısı altında oyuncu
eğitimi ve antrenör eğitimi
sağlanacak. İnşallah çok uzun süreli
bir oluşum olur. Garanti Koza’nın
başında olan Şükrü İlkel bey de,
bizden hemen sonraki dönemlerde
aktif olarak oynamış ve o
zamanlardan beri tenise gönül vermiş
bir insan. Bu açıdan da İstanbul Cup
, TED Open’ın devamı sayılabilecek
bir turnuva, çünki Şükrü bey TED
Open zamanından o tenis kültürünü
almamış olsaydı bugünki projeye bu
kadar yatırım yapmazdı diye
düşünüyorum.
Hem TED Open, hem de İstanbul Cup
oluşumlarına emeği geçmiş ve geçen
herkese müteşekkir olmamız lazım,
ben çok müteşekkirim .
Wild card sorunuza gelirsek, gönül
tabii ki, üç ana tablo kontenjan
hakkının da, yurt dışında yılın
20-25 haftasında profesyonellik
savaşı veren 3 oyuncumuz, Pemra,
İpek ve Çağla’ya verilmiş olmasını
isterdi. Fakat bu tür profesyonel
organizasyonlarda teknik konuların
yanısıra, dışarıdan görünmeyen,
mesela, bütçe boyutundan,
uluslararası ilişkiler boyutuna,
oradan medya boyutuna kadar
düşünülmesi ve dengelerin kurulması
gereken o kadar değişik detay oluyor
ki.. Böyle büyük turnuvalarda,
değişik dengelerin kurulması ve
önceliklerin netleşmesi için bir-iki
yıl geçmesi doğaldır, bir anda ideal
bir şekle ulaşmak mümkün değildir.
2006 da, tam bilemediğimiz
sebeblerden İpek’in dışındaki wild
cardlar değişik şekillerde
kullanıldı, fakat 2006 , 2006 da
kaldı artık 2007 deyiz, durumlar
düzeltilir ve yola devam edilir.
Burada ne Pemra tarafının, ne de
turnuva yönetimi tarafının
kabuklaşmış bir tavır göstereceğini
zannetmiyorum.
Hep ileriye bakmamız lazım,
tarihimizde yokken şu anda 3 tane
profosyonel oyuncumuz var, ikisinin
sponsoru var inşallah İpek de
yakında sponsorunu bulur ve devam
eder çünkü İpek bazı görüşlerin tam
aksine Tenise daha daha çok uzun
süre faydalı olacak bir insan, tenis
sadece teklerden ibaret değil, onun
çiftler oyunu çok büyük bir
performans kriteri artı çok büyük
bir deneyimi oldu, İpek , ayrıca çok
aydın ileri görüşlü hakkaten çok
akıllı ve Türk Tenisi için büyük bir
değer , Tenis sevgisi belki
hepimizden daha fazla, artı ileride
bütün bu deneyimlerini antrenör olup
aktaracak ..
Sporha: Ciddi
bir genç nufüsumüz var ve önlerinde
Üniversite sınavını tek seçenek
görüyorlar, oysa Spor da onlar için
çok iyi bir alternatif olabilir,
Amerika da hem Üniversite okuyup
hemde sporda çok başarılı olan
sporcular var, Spor ve okulun
beraber gitmesi konusunda neler
söyleceksiniz?
AG:
Avrupa’da da bize
benzer okul saatleri mevcut ve orada
da, hem iyi liselerde okuyan hem de
performans Tenisine devam
edebilenler var. Ben ülkemizdeki
okul sisteminin tenis için aşılamaz
bir sorun olduğunu düşünmüyorum,
bence daha büyük sorun, büyük
şehirlerimizdeki ev-okul-kulüp
üçgeni arasındaki ulaşım sorunudur.
İstanbul gibi bir şehirde günlük
ulaşım süreleri bir kaç saate kadar
çıkabiliyor ve bu, tabii ki kabul
edilemez bir durum.
Bu ulaşım sürelerini iyice
kısaltabilsek, spor, ödev ve uyku
için yeteri zaman kalıyor. Yakında
yatılı tenis akademileri devreye
girecektir ve bu, soruna daha uygun
bir çözüm teşkil edecektir diye
düşünüyorum. Üniversitelerde ise
durum çok değişmiş bulunuyor, çünki
artık bir dizi üniversitemiz
başarılı tenisçilere tenis bursu
veriyor. Bütün bu zor görünen
durumlarda, değiştiremeyeceğimiz
şeyleri kabullenmeli ve buna rağmen
en iyi işi çıkarmalıyız
Sporha: Bazı
branşlarda performans artıran bir
takım maddeler kullanılıyor ,
genelde bu maddeler olumsuz
algılanıyor ama sporcuya olumlu
yönde katkı yapan maddelerde var,
Teniste böyle bir durum var mı ?
AG:
Sözünü ettikleriniz
genelde, ya maksimum kuvveti
geliştirici, ya göreceli kısa
süreler için dikkati uyarıcı, yada
gevşemeye yönelik maddeler oluyor.
Direk müsabaka tenisine yönelik
olarak tüm bu maddelerin işlevsel
olması mümkün değil, çünki bir
yandan Tenis maçında salt kuvvete
ihtiyacınız yok, diğer yandan en az
1,5 ile 4 saat arasında sürebilen
bir maç içinde, bilinçli olarak
yüzlerce kez konsantrasyon ile
gevşeme durumlarına geçiş yapmanız
gerekiyor.
Teniste oyuncuların gelişim
süresinde kuvveti ve antrenman
dozuna dayanıklılığı artıran bazı
maddeler kullanılıyor. Bunlardan en
fazla sözü edilen, Williams
kardeşlerin Tenise soktukları
Creatin maddesi. Halen creatin
doping kapsamına girmiyor, fakat ben
her türlü maddenin faydasının daha
üzerinde zararının olduğuna
inanıyorum ve zararlar uzun vadede
ortaya çıkıyor. Teniste 8 senelik
bir öğrenim süreci var, sonra da 7-8
sene profesyonellik dönemi geliyor,
yani çok uzun bir süreç. Hızlı bir
şekilde vucudunuzu geliştirdiğinizde
liflerinizde problemler oluşuyor.
Kısacası hiç bir maddenin uzun
vadede Teniste kullanılabileceğini
düşünmüyorum. Antrenörler olarak
eğitsel ve örnek olma sorumluluğumuz
çerçevesinde bunlardan uzak durmamız
şart. Bir oyuncunuzla, kariyeri
bittikten yıllar sonra
karşılaştığınızda, yüzüne
sevecenlikle bakabilmeyi ve
sevecenlik görebilmeyi çok
önemsiyorum.
Sporha: Ali Bey
çok çok teşekkürler, son olarak
vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
AG:
Tenis hakikaten çok
özel bir uğraş ve saymakla
bitmeyecek bir sürü sebepten dolayı,
velilerin, çocuklarını sağlıklı
ortamlarda tenise yönlendirmeleri,
çocukları için yapabilecekleri en
güzel şeylerin başında geliyor. Bu
röportaj için size de çok teşekkür
ederim.